İçeriğe geç

Deve Dikeni – 0005

8

Sistem, sistem, sistem, çevirip durdum zihnimde bir süre kadar bu sihirli kelimeyi. Fırsatını bir yakalasam kendimce toplu resim çekme faaliyetini deneyeceğim ama benimki iktidar yalaması olmadan evvel Alev Alatlı’nın yıllar önce yaptığı ve halen devam etmekte olan “or’da kimse var mı?” serisinden çok farklı olacak. Aynı havayı soluyoruz ama benim Türkiye’m merhum George Orwell’i Sauron’u alkışlatan Alev Alatlı’nın tasavvurunun ancak sabaha karşı beşte ayazda kalmış kadarı olabilir elbette. Yerimiz belli, çevremiz bulunduğumuz yerin sadece basit bir kartvizi. Küçük adam olmanın kendine göre bir dünya avantajı mevcut canım ciğerim. Çok kolay kamufle olabiliriz mesala, Hiç ses çıkarmadan yıllarca saklanabiliriz, Ki bir kısmımız bu aşamada aşınıp eriyebilir. Sabırla ve inatla direnebiliriz ve direnç gösterdiğimiz şeyler dahi bunu hissetmeyebilir, Çok rahat ölürüz mesela. Her türden herhangi bir sudan sebep bize anında kalıbı dinlendirebilir ve muhtemelen teşvikiye camiinden kalkmaz cenazemiz. De bayram değil seyran değil eniştem, aman ya enişte nereden çıktı şimdi, başbakanım, neden sağlık bakanını da yanına katarak üçü geçtik artık dört çocuktan dem vurmaya başladı? Ulan asgari ücretin sayıyla yedi yüz elli lira olduğu memlekette dört çocuk olur? Olur da hesabını kim tutar, ceremesini kim çeker? Yok artık çocuk bezi denen bir nane varmış, yok kürtaj, yok doğum kontrol hapı, yok prezervatif diyerek zamanında bu memleketin geleceğiyle oynanmış, yok genç nüfus asla eksik olmamalıymış derken aniden alnıma yumruk gibi yerleşen bir sinüzit ağrısıyla birlikte aydınlandım ben. Amcalara var olan yetmiyordu artık, sistem ya, tabi ya, süreklilik arz etmeyen her şey değersizdir abisi. Sistem kurulup düzenler ve düzülenler saflarını sıklaştırdıktan sonra gelinecek nokta ve arzu edilen artık o düzenin devamını her türlü araçla sağlamaktan ibarettir. İşçi sayısının azalıp asgari ücretin iki katına çıkarıldığı bir ülke asla düşünülemez. Muhtaç olduğumuz kudret böbrek üstü salgılarımızda mevcuttur. Bir an kucağımda uyuyakalmış el kadar çocuğa göz attım, içim cız etti. Aman da büyüsün, okullarda okutalım, asker olsun, terhis olsun, sonra da gelsin gitsin çok uluslu bir şirkette kapıkulu olsun. Adaletin bu mu dünya? hacel ovasını engin mi sandın, ayağında potini var dengin mi sandın? Nuh peygamber bunun için mi yaptı o koca gemiyi şimdi? Dur, toplu resim çekeceğiz derken karıştırdık her şeyi bir birine, adım adım gidelim biraz;

Sistem başbakanın aşağılık ve sadık köpeğidir, sistem hobitin dillendiremediği, anlamlandıramadığı, ağırlığını hissettiği ve fakat bir türlü anlamadığı tasmasıdır, sistem cedayın masa artığı kemiğidir, sistem arafinin hem suçu hem cezasıdır.

Romalı domuzlar daha eşittir ve geri kalan her birey sadece ve sadece köpektir. Arafi’nin tek farkı bunu dibine kadar hissetmesidir. bilmesi ona hiçbir şey kazandırmaz, üstün kılmaz, eyleme sürüklemez, çare ürettirmez, isyana sürüklemez. Evet çünkü o gemi bunun için yapılmıştır, o gemi soyu tükensin diye her türden hayvanı çifter çifter kurtarmıştır ve sırf kapitalist hıyarlar yumurtasını yesinler diye hazar denizin de mersin balığı yetiştirilir. Üç dört kere daha ürün almak için her seferinde hayvanının karnını dikip tekrar suya bırakırlar. bir Hülya Avşar çıkıp “odeobank’ta sadece ben değil herkes özel…” der, niye ki biz bunu diyince para alıyor muyuz anasını satayım diye küfrederiz ama çaktırmamız gerekir.

Hatuna bak ya, bizim özel olmamız ona neyse sanki? Kim lan bunun metin yazarı reklamcı, ana tema sadece Hülya Avşar değil herkes özel bu bankada, fikre bak hizaya gel arkadaş. Bak şekerim, kapitalist düzenin kalesi olmanız size insanlarla dalga geçme hakkı tanımaz, ya reklamcınız bir güzel Hülya bacımızı da araya katarak orijinal bir fikir alayına gider diye size bu herzeyi kakalamış ya da siz zaten böyle bir dalgaya uygun salınımla buralara gelmişseniz sirkeye sürecek aklınız olmadığı gibi boşa harcanacak paranız da eşşek yüküyle var demekki.

Ama!

Biz asla ve kat’a özel olamayız, bokktan ve size para kazandıran bir işlem için dahi sıra numarası alır, ayakta sıramızı bekler, memureden azar işitir, paşa paşa ücretimizi öder, çeker gideriz en fazla.

Oynamayın la bu milletin hissiyatıyla…

Tarih:"Deve Dikeni"

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir