İçeriğe geç

Pazar Yazıları – 0005

Biliyorum, hissediyorum, tanıyorum, ne zaman geldiği hakkında tecrübelere sahibim, ancak neden var ve ne zaman son bulur hiçbir fikrim yok. Belirtiler mevcut, büyüdüğünü hissedersin içinde, toplumsal yaşama kuralları gereği diğerleriyle paylaşımlarını sürdürürsün ve yavaş yavaş ele geçirir içini. Safi kötülük değildir, boşluk değildir, karamsarlık veya delilik değildir. Hepsiyle tanışıklığım ve yeterince bağışıklığım var şükür. Bu tanımsız karartı belki hepsinden bana kalan miras ya da artık yeni yol arkadaşım ben ölene kadar. Herkes kadar yaşamın içerisindesindir, ne eksik ne fazla ilişkiler kuşatmasında kendine kurduğun özel alanda rutini sürdürme derdindesindir. Ve yağar sürekli üzerine üzerine. İçimizde çocuk mocuk yok bizim, olsa olsa artık kimsenin tercih etmediği yaşlı bir orospu ruhumuz. Ertelenmediğini öğrendim, şimdi yapılmayanın hiç gerçekleşmemesiyle sonlandığını biliyorum. Ve şimdi son anları, geriye hiçbir şey bırakmadan geçip gidecek ve ben daha ne olduğunu anlamadan üç vakte kadar, bu üç saat, üç, gün, üç yıl olur hiç fark etmez yeniden gelecek. Sagopa Kajmer “sorun var” günün şarkısı. İki gün kadar önce on bir ayın sultanı Ramazan’ın son zamanları, sultanı sallamadan geçirdiğim günlerden birinin akşamında mutfakta sigara içiyorum ve yeni yaşam şartlarımın getirisi hep birilerinin yanımda olması olayı her nasılsa sekteye uğramış o saat nedense. Normalde büyük oğlanın odasında yeni aldığı ekran kartının anasını ağlatması gerekiyordur, hatun bir şeylerle meşgul değilse eğer kafamı ütülüyordur ve ufak olanı yanımda yöremde dolaşıp kendi dünyasına dahil etmeye uğraşıyordur beni. O akşam hiçbiri evde yok ve televizyon açık kalmış bir şekilde. (Şekil dedim de aklıma geldi. Semih Gümüş diye bir yaşlı abimiz var kurs murs düzenliyor, dergi falan çıkartıyor eleştirmen kontenjanından, bu şekil kelimesine ayar oluyordu bu abimiz.) Neyse sigara tüttürüyorum mutfakta ve televizyonun sesi kulaklarımı tırmalıyor durmadan. Nasıl bir gerilim varsa artık ortada, ses titreşimi olmuş yağıyor kulağımdan beynime o derece. Aradaki mesafe köşe dönüşü de hesaba katarsak altı ila sekiz metre kadar. Birden farklı kadın var ve sürekli bağırarak konuşuyorlar birbirleriyle, ama nasıl bir ses anlatamam. Benim beynim çağrışımlar tanrısıdır ben bildim bileli. En olmadık şeyi en tuhaf biçimde birbirine bağlamakta hiç sıkıntı çekmez. Şimdiye kadar sanırım onda biri kadarını ancak yazıya geçebildim, ilerde bir gün emekli ne olursam toparlayacağım bir kısmını daha. Bu sesler ancak cinsel açlık yani sokak tabiriyle abazalık gerginliği neticesinde ortaya çıkabilir. Vay arkadaş nereden biliyorsun deme işte, ben de bilmiyorum. Böyle bir gerginlik var on da anlaşalım bir kere. Farklı dışa vurumları da mevcut ama sese yansıyan türüne aşinayım. Edemedim odaya gittim, çünkü mevzuları neyse hiç bitmiyor anasını satayım. Ufak tefek cinayetler’miş adı. Kızlar da aslında tip olarak fena değiller de, la ne ettiğiniz de bunları otomatik portakal’ın zombilerine dönüştürdünüz dizi çekerken. Konu ne inanın bilmiyorum, ara ara cümleleri tek tük yakalasam da bir türlü bütünlük sağlayamıyorum ama o gergin yüz hatları, dudak kıvrımları, zorlanarak belertilmiş gözler, alın kırışıklıkları, kaş oynatmalar derken aman sabahlar olmasın korku tüneli gibi bir şey ve dört taneler bir salonda yüz yüze birbirlerine bağırıp duruyorlar. İçimden Sense8’in Sun’ı misali ekrana bir yumruk atmak geçiyor ama Wachowski’nin dizi setinde değiliz, burada her hareketin maddi bir karşılığı olabiliyor. Kapadım tabii artık daha fazla dayanamayarak. Ben film ve dizi manyağıyım. Ama bu başka bir şey arkadaş. Sorun şu ki, gerçekle bağları tamamen kopmuş bizimkilerin. Bir tür garip ilişki bağlamı kurmuşlar ve kendi evrenlerinde mutlu mesut dizi çekip duruyorlar ancak anlattıkları hiçbir şey yok! Olaylara takılıp kalmışlar ve kuralına göre oynayıp para kazanma derdinler elbette ama hep bir şeyler eksik yerli yapımlarda. Bir ara el atarım bu konuya yeniden.

Geçecek, geçiyor, geçti…

“Sorun var”, iyi bayramlar!

Tarih:Rastgele

3 Yorum

  1. eugerias eugerias

    Iyi bir okuyucu ne ister biliyor musunuz? Aslında iyi okuyucu denilen demek gerek. Iyi okuyucu denilen kişi aradığı şeyden kaçmak için okuduğu metnin onu başka başka yolculuklara çıkarmasını ister böylece aradığı şeyin ugultusunfan uzaklaştığını düşünür. Ama sizin metinleriniz yolculuğa çıkarmak yerine okuru zaten içi de yaşadığı kendi tuketimlerinin artığı olan çöplük içinde boğuyor. Aslında bu cinayeti hak eden okur öylesine dalaverecidir ki burada bile başkalarının ölümlerini izler. Bir yönüyle siz de haklısınız böyle bir okur madeni var iken başka türlüsünü denemek hiç akıllıca değil. Belki haksızlık ettim, sizi işini bilen biri yerine koymakla. Ama söyler misiniz neden başı ve sonu olmayan biteviye uzayıp giden sonra geri dönen ve hep kıvrılıp duran isyan ritimleriyle dolu anlatilariniz kendilerini hiç bulamıyor ve biraz kurnazca okurun zihnini ile neden sürekli bağlantılar kurma, onu sürekli takipte tutma ozeni icindesiniz?

    • Ahmet Hamdi Turhan Ahmet Hamdi Turhan

      Sorunuzun cevabını bilmiyorum. “Okurun zihni ile sürekli bağlantılar kurma, onu sürekli takipte tutma özeni” dediğiniz şeye ise bir bira açar güler geçerim. Ne yazacağıma ve nasıl yazacağıma kimse karar veremez, ben bile çoğu zaman içerisinden ne çıkacağını bilmeden başlıyorum, sonrasında ne dökülüyorsa ona izin veriyorum sadece. Muhasebeci değilim ben, hesapla kitapla işim yok, içinde ne olursa olsun bir şeyleri yazmak beni güzelleştiriyor sadece. Okurlar mı? Okumalarını isterim elbette, ancak kendilerini kötü ediyorlarsa eğer okumamayı tercih edebilirler. Beğenilsin mi? Hayır demem, fakat beğenilmeleri için ekstra en ufak bir çaba harcayacağım dakika kalemi kırar bir daha da yazmam. İşini bilen biri değilim ben. Bunu iş olarak yapmıyorum ki, kazandığım tek para yüz elli lira benim yazı işinden, yazmak istediğim için, canım çektiğinden, yazarken zevk aldığımdan, kendimi özgür ve ölümsüz hissettiğimden oluyor bunlar hep. Gerisi, üç farklı siteye gönderiyorum ve okunuyor, okunmuyor, benden kalkıyor artık. Nasıl anlaşıldığına karar veremem, ne amaçla okunması gerektiğine ya da okuyucunun iyi ya da kötü hissetmesine, sadece yazar geçerim. Tekrar olabilir, günlük sıkıntıların harmanı olabilir, ne bileyim ben ya, her şey olabilir işte. Bilerek ve isteyerek yapıyorum. Sanırım böyle de devam edecek. Saygılarımla…

      tiananmenian

  2. issinabi issinabi

    Neredeyse 15 yıldır takip ederim. Nerede yazsa arar, bulur okurum. İdeolojik olarak ayrı gezegenlere göz diker, insanî olarak aynı çöplükte eşeleniriz. Hayatımızı imla kurallarına dikkat ederek yaşamayı çok denedik, olmadı. Her hareketimizde giriş-gelişme-sonuç üçlemesini tutturmaya çalıştık, yemedi. Bu adam beynimizin ve ruhumuzun imla kurallarını altüst etti. Girişi gelişmesi sonucu yok. Mesaj kaygısı yok, öyle bir beklentimiz de yok.

    Çayını al, sigaranı yak ve sadece oku.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir