İçeriğe geç

Pazar Yazıları – 0021

Çünkü yansımamıza aşığız ve hiçbir zaman bu kadar aşikar olamamıştık. Yansımız aslımızı geçti ve olmadığımız bir şeye dönüştü. Yalnızlığımızı, karanlığımızı, kapalı yanlarımızı, gizemimizi kaybettik, perdeleyerek dönüştüğümüz şeyin çaresiz uzantısı olarak var artık gerçekliğimiz. Geldiğimiz aşama yansımalar çağında gerçeğin puslu bir renge bürünüp kaybolması. Gelecek karanlık biliyorum, mutluluk ve huzur gibi kavramlar sürekli değişen, gelişen ve dönüşen bir saçmalığın ayak bağı belki de prangası şimdi. İnsanlık onurunu yitirdi, hümanizm bizi başlangıcında var olan saygın değerlerden farklı diyarlara götürdü. İnsanın var oluşundan kaynaklanan haklarına o kadar önem atfettik ki, ortaya çıkan Frankenstein’in yaratıcısını yok edeceğini hesap edemedik. Dünya bizim evimizdi ve bize hizmet etmek için var olduğunu sanıyorduk, artık evimizi bok götürüyor ve evimizi yiyerek, kirleterek var olurken onun hala eskisi gibi bizi korumasını, doyurmasını, güzel olmasını ve bunu defalarca tekrarlamasını umuyoruz. Yanılıyoruz…

Bu niyetle oturmadım aslında yazıya, tuşlara basarken yukarıdakiler dökülüverdi kendliğinden. Unabomber seyrettim bu sefer dizi olarak. Hikayesi hep ilgimi çekmiştir öteden beri. Dizi yapısı gereği dramatize etmiş. Ben bir fuarda anarşist bir yayın evinden aldığım manifestosunu okumuş adamım, yemezler. Bir yazarın yapacağı tek şey kurgusunda yaşamak olmalı. Tolkien amcam bu şeyin peygamberi ve sanırım biz zavallı müritleri asla böylesine bir delilik ve zenginliğe sahip olamayacağız. Hep İkinci dünya savaşının karanlık ortamını Londra’dan sıkılarak izlediğini düşünenlerin aksine kendisi bir savaş gazisiydi aynı zamanda ve eserlerinin savaş kurgusunda etkilerini hissetmemek mümkün değildir.

Bunu da yazmak aklımda yoktu, yeni bir başlangıç alalım lütfen.

İyi şeyler yazmak istiyorum aslında, hayatın beni aldığı kıskaçtan farklı şeyler. Hiç duyulmamış söylenceler, farklı hikayeler, kurgunun dibine vuracak kadar değersiz şeyler. Elazığ akıl hastahanesinden bir abimizin Allah’a yazdığı bir mektup gördüm geçen mesala;

aynen şöyle

“Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, El-Aziz Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:

Ben ğam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım

… Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir) Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir. Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir. Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin… Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..

Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir. Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!

Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!.. Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!… Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!.. Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!. Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi… Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!… Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

Haktan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?.. Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetinimi istedim?.. Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim? Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücüdüma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim! Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

Sultanım Efendim:

Ben Senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir. Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin. Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım… Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım… Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım… Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım… Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

Ey Rabbim, Efendim!

Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!.. Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum… Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!.. Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun! Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!”

http://www.aydindenge.com.tr/yazi/zumrut-ozbakir/07/07/2018/akilli-gecinenler-bu-mektubu-mutlaka-okumali

Adam doğrudan Allah’la muhatap biz kimiz ki? Benim işim gereksiz her ayrıntının ve anlatılamayanın, lüzumsuzun, geçersizin, önemsizin izini sürmek. Büyük aşklar, dalavereler, akıl oyunları, şaşırtmalar, bir dünya anlamsızlık artık edebiyat dediğin. Çıta o kadar yükseldi ki, şaşırtmak için artık şaklanbalığa varacak kadar rezilleşti yazma işi. Bu arada köpekbalıkları yazmayı keşfettiler ve kısa ama öz twitlerinden kitap devşirmeye başladılar. Kitle zaten teşne, amaca ulaşan her yol öteden beri mübah derken artık gözlerimiz kanıyor yazılı bir şeylere bakarken. Dinazorlar ise halen taş devrinde yaşıyorlar, yeniyi anlamayan, farkı hissedemeyen, değişime kapalı ve kendi tanrılarıyla sarhoş bir boşluk. Bu ikisinin arasında kalanlar var, eskiye doymuş ve yeniden haz etmeyen bir grup. Harflerin birbiriyle birleşirken çıkardığı müziği hala hissedenler ve ne yazık ki sahipsizler. Çok az örnek var önlerinde ve bulabildikleri her şeye sarılmak zorundalar. Benim okuduğum en son güzel şey, Yuval Noah Harari adlı bilim insanı düşün artık. Edebiyat ölüyor, zaten epeydir dizi ve sinema sektörüne teslim olmuş durumda ama artık mezar taşına ruhuna el fatiha denilecek hale geldi. Bir Matrix çıkartamıyoruz, sarsamıyoruz artık zihinleri, 1984′ ümüz yok artık ve açlık oyunlarıyla idare ediyoruz. Onları da hemen filme dönüştürüyorlar. Sonra da niye okunmuyoruz? Niye okunasınız? Ne tür bir vaadiniz var? Hangi yaralı parmağa işeyecek yazdığınız bok püsür? İsmi lazım değil diye bir denyo var mesala, adını ne zaman görsem aklıma cazibe hanımın gündüz düşleri adlı ne için yapılmış, kime ne anlatmış, oynayan niye oynamış, yazan neden yazmış, çeken nasıl böyle bir şeyi yönetmeye karar vermiş, yapımcısı parasını hangi bankaya yatırmış türünden bir film gelir aklıma. Ben seyretmedim, seyredemedim, başladığımdan itibaren geçirdiğim o yarım saatlik azaptan hala sorumlu tutuyorum bu işe karışanları ve bu denyo da aynı etkiye sahip. Varlığını yazar olarak tanımlamış bir kere, eş dost tanıdık da mevcut malum çevrede. Kendi yağlarında kavrulup gidiyorlar ve biz yazı işlerinden para kazanamadığımızdan amatör olarak devam ederken bunlar köşe başlarını tutarak kendi kabız yeteneklerinin benzeri çaresizlikleri baş tacı edip önümüze sürüyorlar.

Lan yazmak istediğim bu da değildi anasını satayım. Neyse tian kaçar güzeller, yeter bu kadar kafa ütülediğimiz…

Tarih:Rastgele

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir